midyatcity.net

Text

Midyat | Taş İşleme Sanatı

 

Kolay biçimlenen kalker taşı (Katori) Midyat evlerini oya gibi nakış nakış ince örnekleriyle süsler . Evlerin içi ve dışı desen desen bu süslemelerle bezelidir. Kapı, pencere çevreleri, sütunlar, kemerler taş işçiliğinin oya gibi ince örnekleri ile bezelidir.

 

   Midyat Kaymakamlığının öncülüğünde kurulan taş atölyesi, açılan kurslar ile bu sanat varlığını korumakta, her geçen gün gelişmekte ve yaygınlaşmaktadır. Midyat taşı ocaktan çıktığında yumuşak olması; Güneşi ve suyu aldıkça sertleşme özelliği ile restarosyonda ve modern mimaride aranan ve kullanılan bir taştır. Son zamanlarda bahçe dekarosyonları yanında anıt ve saat kulesi yapımında da kullanılmaktadır. Yurt içi kullanımı yanında kilise mihrabı, anıt, bina kaplama ve blok taşı şeklinde yurt dışından da talepler olmaktadır.

    Masa Sehpa Şömine Süs Eşyaları Yanında Bina  Kaplamasında Restorasyonunda Cami Kilise  Minber Mihrap Yapımında ve Kaplamasında Kullanılan Midyat taşı Uzun Ömürlü Dayanıklı ve Çok Hoş Bir Görüntü Sergilemektedir.

Text

Midyat Evleri

Yaşam mekanları diğer ismiyle konutlar, insanların günlük hayatını yaşadığı yerler.Konutlar insanların sosyo-kültürel değerlerini bir anlamda dışa vuran bir özelliğe sahiptirler.
      Bu yaşam mekanlarının kendisine has özellikleri bulunan Midyat evleri, bu evlerin en büyük özelliklerinden bir tanesi sevgiyi barışın, duyguların taşlara işlendiği özgün evler. Burada evlerin mimari yapıları, sosyal yaşam tarzlarına özgü yapım şekilleri, figürleri, mekanların kullanış biçimleri, figürlerin anlamları ile Midyat has olan ceviz ağacından yapılan divan takımları ve özellikleri verilmiştir.

    

Midyat evlerinde kullanılan malzeme taştır. Ancak kullanılan bu taş normal taştan farklıdır. Kalker taşı olarak adlandırılan açık renkli sarımsı yapıdadır. Bu taşların en büyük özelliği çok kolay kesilebilmesinden dolayı rahat bir şekilde işlenebilir özellikte olması zengin süslemelerin elde edilmesini sağlamıştır.
     Kolay işlenen ve ocaktan çıkartılan bir süre sonra sertleşen (iklim şartlarına dayanıklık kazanan) bu kireçli oluşum Midyat yapılarının her devrinde aynı rahatlıkla kullanılmış ve halen kullanılmaktadır. Bu evlerde herhangi bir sıva malzemesi kullanılmaz. Belirli zaman dilimlerinde taşların temizlenmesi amacıyla, taş kırıntıları kum haline getirilerek ve bu kum ile duvarlar ovularak temizlenir. Duvarların örülme işleminde ise kireç ile karıştırılan bu kumdan harç elde edilir. Elde edilen bu harç ile duvar örülür. Midyat’ta ahşap malzemenin kullanılmamış olması ağacın yokluğundan değil, Midyatlıların taşçı geleneğine sıkı sıkıya bağlı olmasından kaynaklanmaktadır.Bu gelenek o kadar yerleşmiştir ki bugün bile beton yapılar yadırganmaktadır.
     Hiçbir evin gölgesi birbirinin üzerine düşmemektedir.Güneş ışınlarının aksine düzenlenen daracık sokaklar iklim şartlarına göre yazın kavurucu sıcağında gölgede kalıp insanları sıcaktan korur. Bu evlerde kullanılan taşlar sıcak ve soğukta daha fazla sertleşir. Taşların özelliklerinden dolayı yazları serin kışları sıcak olur. Kat tavanının meydana getirilişinde çapraz tonozlar kullanılır. Tavanlar iki veya dört tonozlu şekilde olur. Evler genellikle iki katlıdır. Alt kat genellikle günümüzde kullanılmamakla beraber; ahır, at barınağı, kiler vb. amaçlarla kullanılmıştır.
     Giriş kapısından alt katın avlusuna girilir. Alt kattan üst kata kesme taştan yapılan bir merdiven ile çıkılır.
     Odalar avluya bakan revak eyvanın yanlarında sıralanmıştır. Yazları kesme taş döşeli eyvanda oturulur, geceleri yatılır. İklime bağlı olarak kapı ve pencereler küçük tutulmuştur.
     Mimari dehanın doruk noktasına ulaşan, bir oya gibi geometrik şekiller ve bitki desenleri ile işlenmiş ve bu şekilde adeta taşın dili meydana getirilmiştir.
     Bu durum ön yüzlerine oymalı taş sütunlar kemerli revaklarla devinimli bir görünüm kazandırılmıştır. Sanatkarca işlenmiş taş süslemelerin başlıca motifleri, burma, lale, üzüm salkımları ve karanfildir.
     Midyat evleri kapı ve pencerelerinin etrafında oya gibi işlenen ve büyük bir ihtişam ile taşın dili ile insanların duyguları ortaya çıkarılmıştır. Yeri geldiğinde pekmezini yaptığı üzüm salkımlarını, yeri geldiğinde etrafını süsleyen karanfil ve laleleri ile şanı belli beyaz güvercini taşa işlemiştir.
     Kapılar içerisinde dış kapı sade ve yalın bir şekilde genelde üst tarafı kemer şeklindedir.
     Odaların giriş kapıları daha süslü iç içe zengin motifler taşır. Evlerin klasik şekli olan kemerli kapılardır. Kapının üst tarafında çerçeve motifleri ve kapı kenar motifleri arasında yuvarlak bir çerçeve içerisinde, lale, karanfil ve farklı motifleri içeren armalar bulunur yada bu armalar içerisinde Hz. Süleyman mührü bulunur.
     Kapı ve pencereler taş figürleri arasında nerede ise kaybolmuştur. Ancak dış kapılar yapı üzerinde etki bırakmıştır. Çok ağır bir şekilde yapılmış olup metal aksamlar ile ahşap bir arada kullanılmışlardır. Kapılarda antik bir yapı vardır. Ahşap olarak gürgen ve meşe kullanılmıştır.
      Midyat evlerindeki pencereler temel olarak iki şekilde yapılır.
      Birincisinde dikdörtgen ve üstü üçgen şeklindeki alınlık içerisinde kemerli bir şekilde yapılmaktadır.
      İkincisinde ise dikdörtgen pencereler üstlerinde kuşluk denilen küçük bir pencere ve çevresi çeşitli motifler ile süslü yumuşak hatlara sahip bir alınlık içerisinde oluşmaktadır.
      Pencereler iklim şartlarından dolayı küçük tutulmuştur. Ancak alınlık ve süslemeler ile bir ağırlık kazandırılmıştır.
      Midyat evlerindeki pencerelerin en büyük özelliği pencerenin geometrik şekli ile süslemeli alınlık arasında geometrik zıtlıktan oluşan bir uyum vardır.
      Midyat evlerindeki dış cephe özelliklerinden bir taneside her cephede farklı pencereler ve süslemeler yer almaktadır.
      Yumuşak hatlara sahip pencerelerde cephe keskin süslemeler ile süslenmiştir. Ayrıca tavan yüksekliğindenitibaren cephede hareketlilik oluşturan süslemeler yapılmaktadır.
      Midyat’taki evlerin başka bir özelliği de, mimari yapılarda Hırist Süryani imzası vardır. Bunun en canlı örneği Mardin merkezdeki evlerin hepsi güneye bakacak şekilde inşa edilmiş olup güney (kıble) cephesinde mihrabı andıran bir niş olduğunu belirtmiştik.
      Ancak Midyat evleri güneyin dışında başka yönlere de bakmaktadır. Evlerdeki mihrap şekli Hıristiyanların kıblesi doğu cephesinde bulunmaktadır.
      Midyat evlerinde ayrıca küçükte olsa taş konsollar ile bir balkon oluşturulmuştur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Text


C  a  m  i  l  e  r

Cevatpaşa Camii:
Merkez Cevatpaşa Camii,1925 yılında Cevatpaşa tarafından yaptırılmıştır. Cami,kalın duvarlı olup,kare planda Midyat taşından inşa edilmiştir. Avlulu cami tipindedir. Caminin giriş bölümü içeriye girildiğinde üç metre genişliğinde dikdörtgen planda bir bölmeden oluşmaktadır. Namaz bölümünün kapısı kavisli olup,kapının kenarları palmet motifleriyle süslüdür. Aynı kapının üst kısmı iç içe girmiş halka şeklindeki motiflerle süslenmiştir. Caminin giriş bölümü iki dikdörtgen prizma duvar üzerine,caminin namaz bölümünün duvarıyla üç kemer üzerine oturtulmuştur. Cami,tabanları kare şeklindeki desteklerle on sekiz yuvarlak sütun üzerine oturtulmuş,on iki kemerden oluşmuş olup,caminin tam ortasında küçük kubbe yer almaktadır. Kubbenin dört yönünde küçük pencereler yer almaktadır. Pencerelerin alt bölümlerine doğru yarım küre şeklinde dört oyuk mevcuttur. Cami pencereleri kemer tipinde inşa edilmiş olup,pencerelerin dış cepheleri iç içe girmiş kare taş dilimleriyle süslenmiştir. Mihrap etrafındaki şekiller dört bölümden oluşmaktadır. Birinci ve ikinci bölüm bitkisel bezemelerle süslenmiş olup,üçüncü bölüm iç içe girmiş kare prizma şeklindeki taş dilimlerinden oluşmuştur. Dördüncü bölümde ise,kenarları dıştan oymalı yarım küre şeklinde taştan şekillendirilmiştir. Minare,Midyat taşından yapılmış silindir şeklindedir. İki şerefeli olup süslemeler şerefede yoğunlaşmıştır. Birinci şerefe ince sütunlarla süslenmiş olup her iki şerefede de bitkisel ve geometrik şekiller şerefelere süsleme yoğunluğu kazandırmaktadır.

Merkez Ulu Camii:
Merkez Ulu Camii,1800 yılında yapılmıştır. Cami dikdörtgen planda sade bir yapıdır. Cami,yine yöre mimarisine uygun olarak kesme taştan yapılmış olup avlulu cami grubundandır. Avluya sonradan ekleme yapılmıştır.Caminin damı,önceleri çatı şeklinde olup sonradan (yaklaşık elli yıl önce ) bugünkü durumuna getirilmiştir. Cami sekiz duvar üzerine oturan on iki kemerden oluşturulmuştur. Pencerelerde kemer tipinde inşa edilmiştir. Caminin güney bölümünde,mihrap ve bir metre sağında minber yer almaktadır. Mihrabın üç tarafı bitkisel bezemelerle süslüdür. Mihrabın üst bölümünde Arapça yazı ile 1319 tarihi yazılıdır. Minber yedi basamaklıdır.Caminin batı bölümünün,kuzey yönünde 4,5 m. en ve boyunda yaklaşık 4 m. Yüksekliğinde kubbe yer almaktadır. Söz konusu bölümün doğu duvarında minarenin temeli başlamakta,yapılan incelemelerde şimdiki minarenin yerinde daha kısa olan minare yer almaktaydı.Minare düzgün kesme taştan yapılmış ve tek şerefelidir. Minare kalın bir silindir şeklinde inşa edilmiş olup süslemeler sadece şerefe bölümünde yer almaktadır. Bu süslemeler,bitkisel bezeme ve geometrik şekillerden oluşur.

H. Abdurrahman Camii
H. Abdurrahman Camii,Midyat merkezde yer almaktadır. Yapılış tarihi Hicri 1331 Miladi 1915 yılını göstermektedir. Cami kare planda olup süsleme açısından sade bir yapıdır.Cami Midyat taşından yapılmış olup avlulu cami gurubundandır. Cami iki kare duvar üzerine oturan altı kemerden oluşmuştur. Caminin beş tane kemer planında penceresi vardır. Mihrap ve minber bitkisel motiflerle bezenmiştir. Minbere beş basamakla çıkılır,giriş kapısının her iki tarafında ince sütunlu iç içe girmiş motiflerle süslüdür. Caminin giriş bölümünde camiye bağlı küçük bir bölüm vardır.Cami minaresi tek şerefeli olup,Ulu Camiindeki gibi bitkisel bezeme ve geometrik şekillere süslüdür. Minare silindir şeklinde

Text

1. İSMi VE MENŞEİ
Çeşitli dillerde, pekçok araştırmalar yapıldığı, kitap ve makaleler yayınlandığı halde Yezidilerin ismi ve menşei hakkında kesin bir sonuca varılmış değildir. Yezidi ismi, eski İran dinindeki “hayır” tanrısı olan “izd” veya “yezdân” kelimesinden gelmektedir. Diğer taraftan Zerdüştlükte “horoz” kutsal bir hayvandır. Yezidilikte de mukaddes ve herşeyin yaratıcısı durumunda olan “Melek Tavus” horoza benzer bir şekilde tasvir edilir ama aynı zamanda da Horoz Yezidilik inancında kutsal tanımlanır. Ayrıca bu topluluğa göre Adem peygamberden sonraki ikinci ataları Ezda (Tanrı verdi)’dir. Bunlara ona nisbetle “Ezdai (Ezidi=Yezidi)”denmiştir. Nitekim kendilerinin “Ez-da”dan geldiklerine inanan Yezidiler, kendi soylarından olmayan birinin bu mezhebe girebilmesini mümkün görmezler; çünkü onlara göre Yezidi soyu temizdir, üstündür. Onlar saf olarak Hz. Adem’in terinden yaratılmıştır; oysa diğer mezheblere mensup insanlar Havva´nın terinden olmalarıdır
Milli Eğitim Bakanlığı’nın yayınladığı İslam Ansiklopedisi’nin Yezidiler maddesini yazan Menzel ile bu maddeyi geniş bir şekilde tadil ve ikmal eden İhsan Süreyya Sırma ise bu konuda şu görüştedirler:
Yezidilerin bizzat yeni olduğu hussunu taşıdıkları Yezidi adı, hiçbir şekilde, ne Yezid b. Muaviye, ne Yezid b. Unaysa, ne de İran’daki Yezd şehri ile ilgilidir. Bu isim, muhtemelen fonetik kanunlarına uygun olarak gelişen şekli gösteren yeni Farsça’daki İzed (melek, tanrı ), Avesta dilinde yazata (saygıya, tapınmaya layık olmak), Pehlevi dilinde Yezdan, modern Farsça’da Yazdan (Tanrı), Avesta’da Yazatanam, Pehlevi’de Yaztan, Yazdan, İzed’den gelmektedir ve Avesta’da geçen Yazdan ayin ve merasimle ilgili olarak Yeni Farsça’ya girmiştir. Buna göre, bu kelime bizzat kendileri tarafından kullanıldığı gibi, Ezidi, İzidi veya İzdi (Tanrıya tapanlar), Yezidiler tarafından da bilinen bir iştikak olmalıdır.
Şeyh Adiy b. Musafir, muhtelif islam kaynaklarının bildirdiklerine göre Suriye’de Baalbek dolaylarında doğmuştur. Yezidiler tanrısal varlığın iyilik ve kötülük şeklinde ikiye ayrıldığğını kabul eder; Tanrı’nın iyiliği, melek-i tavus (şeytan) kötülüğü temsil ettiğine, Tanrı ile melek-i tavus (şeytan) arasında sürekli bir çekişme bulunduğuna inanırlar. Çünkü Tanrı hiç bir zaman kötülükleri sevmez ve iyiliği savunur.

2. KUTSAL KITAPLARI
Yezidilerin Kitêb a-Cilwa (Vahiy kitabi) ve Mishafa-Reş(Kara kitap) olmak üzere iki kutsal kitabi vardır. Yezidiliğin temel ilkeleri bu iki kitaptan kaynaklanmaktadır.
Bunlardan ilki, Melek Şeyhsın(Melek Şêxsin) ne ” Melek” Tavus tarafindan vahyedildiğine, Kitêb a-Cilve’dir. Kitêb a-Cilve, kitabin Kürtçe adidir. Yezidiler buna çogunlukla Kitab-a Celve derler. Bilinen nüshasi 8 sahife, 109 satırdır.
Kitêb a-Cilve hakkında Menzel şu bilgileri vermektedir:
Yezidilerin iki mukaddes kitaplarından biri olup, Mıshaf a-Reş ile birlikte, mezheplerinin dini temelini teşkil eder. Yezidilerin ibadet dili ve bizce malum olan bütün Yezidi duaları Kürtçe olduğundan mevcudiyetleri uzun zamandan beri bilinen ve asıllarının kopyeleri nihayet Avrupalıların eline geçmiş bulunan, Yezidilerin bu iki mukaddes kitabının (eski Kürtçe yazmaları) Arapça ya benzer bir şekli olduğundan dolayı hep Arapça yazılmıştır diyorlar!!!!
İlk defa olarak Bağdatlı P. Anastase Marie, Sincar’daki kitapların muhafızına para vermek suretiyle, 1904-1906’da iki mukaddes kitabın asıllarının doğru kopyelerini yaptırmaya muvaffak oldu. Asılları muhtemel olarak deri üzerine, eski bir Kürt lehçesi ile ve Arami yazısına benzeyen, oldukça nadir ve şifreli bir yazı ile yazılmıştır. Bu şifreli yazı ile yazılmış olan metin aslında Arap yazısı ile yazılmış bir nüshadan istinsah edilmiş olduğunu, kati bir şekilde (gösterir)??. Fakat bu kopye işine esrarlı bir mahiyet verilmiş olması muhtemeldir; nitekim Avrupalı alimlerin Yezidilere karşı gösterdikleri alakanın neticesi olarak Musul’daki mütehassıslar daima yeni metinler keşfetmek gayretine düşmüşlerdir. Migana, Alkoş manastırının eski bir rahibi olan ve 1906’da ölen Kerkük metropolitlişinden Şammas Eremia Şamir’i, Browne, Chobot, Giamil ve Isya Joseph taraflarından neşredilen bütün metinleri uydurmakla itham ederek, maskesini düşürmeye çalıştı. Bununla beraber Kürtçe metnin mevcudiyeti Max Bittner’in Die heiligen bücher der Yeziden oder Teufelsanbeter adlı monografisinde Denkschriftten d. Wien. Ak. D. Wiss.daki ilavesinde yaptığı lisani araştırmalar sayesinde reddedilmez bir şekilde ispat edilmiş oldu. Bu kitapların dili bugün (bütün) Yezidilerin kullandıkları konuşma dilinin aynı değildir.
Mevcudiyetleri uzun zamandan beri bilinen ve asıllarının kopyaları Avrupalı bazı oryantalistlerin eline geçmiş bulunan Yezidilerin bu iki mukaddes kitabının muhtevası hurafelerle doludur. Yukarıda belirttiğimiz gibi Melek Şeyhsın(Melek Şêxsin) tarafından kendi kalemiyle yazılmıştır ama kesin yazılış tarihi elimizde olmamasına rahmen M.Ö 2700 ile 4200 Yılları arasında yazılmış olabilir. Asıl nüshası 1982 tarihinde Bahadre’de Pî Haydar’ın evinde bulunan ve yılda iki defa Şeyh Adiy’nin mezarına götürülüp orada okunan Kitabu’l-Cilve küçük bir eserdir(burası kesin bir bulguyu ele vermiyordur)??. Mıshaf a-Reş ise daha geniştir. Kürtçe aslı, 152 satırlı şifreli bir yazı ile yazılmış bir tomar halindedir. Bu, daha çok dünyevi, daha normal ve esasında Kitêba a-Cilve’den daha anlaşılır haldedir. Tezatlar ile doludur ve birden bire kesiliverir.

3. TANRI, İNSAN, KAiNAT VE AHiRET TASAVVURLARI
Yezidiler’e göre tanrı kendi özünden, ateşinden ve nurundan Melek Tavus’u yaratmış ve ona evreni biçimlendirme ve insanı yaratma görevini vermiştir.
Gnostisizm’de görülen insanın tamamlanmamış, mükemmel olmayan bir varlık olduğu düğüncesi Yezidilikte de vardır. Öte dünyaya, ölümden sonraki bir yaşama inanmayan Yezidiler, insanın bu dünyada cezalandırılmasını ve ödüllendirilmesini savunurlar. Onlarda cennet veya cehennem hayatının olacağı inancı yoktur. Mükemmel bir varlık olmayan insan, daha iyi olmak için çaba göstermelidir. Ölümden sonra beden toprağa karışır ve ölmüş olan insana tanrı tarafından yeniden yaşam verilmez. İnsan ölür, toprağa karışır, toz olur; yalnız ruh ölümsüzdür.
Mıshaf a- Reş’te insan ve kainatın yaratılışıyla ilgili enteresan bilgiler vardır:
Allah kainatı yalnız başına yaratmıştır. Başlangıçta beyaz bir inci yaratıp bunu, “Enfer” veya “Anfar” adlı kendi yarattığı kuşun sırtına koydu. O zaman sadece denizin olması Tanrı bir ağaç yarattı, adı Daimi Ağaç tır(Dara Herherê) Tanrı Melek-i Tawusa buyurur” Ben kimim sen kimsin? Melek-i Tawus cevap verir” Ben benim sen sensin” Tanrı 90.000 yıl Tawis-i Melek Anfar olan kuşun sırtında uçar. 90.000 yıl sonra ikinci sefer Anfar kuşu Ebedi Ağacın dallarına konar, yine Tanrı Tawis-i Melek´e buyurur ve der; Ben kimim sen kimsin? Twais-i-Melek yine cevap verir; Ben benim sen sensin. Yine ikinci sefer Tanrı onun sırıtına oturur ve 90.000 yıl Tawis-i-Melek Anfar kuşu karanlıklar arasında uçar ve sonunda Ebedi Ağacın dalarına konar ve yine Tanrı ona buyurur; Sen kimsin ben kimim? der; Tawis-i-Melek Tanriya buyurur; Sen beni yaratansın ben ise senin yaratanınım, Bir rivayete göre önce dünya su ile kaplıydı, kimse yoktu. insan yaratılmamıştı. Tanrının emri üzerine bir ağaç Ebedi Ağaç,Kürtçesi Dara Herherê) yükseldi. Kökleri yere gömülüydü, dalları göğe yükseliyordu. Tanrı bir kuş şeklinde bu ağaca konmuştu. Melek Tavus da birkuş şeklinde dünyada dolaşıyordu, yorgundu, konacak yer yoktu, ağaca yaklaştı, tanrı konmasına engel oldu. Sonra tanrının kendisiyle karşılaştı. Tanrı sordu: Dünyada bir şey gördün mü? Melek Tavus:”Hayir, her yer su ile kaplı, bir agaç ile üstünde bir kuş var, konmama razı olmadı” dedi. Bunun üzerine Allah “Git ve ona sen halk edensin, ben halkedenim de” deyince Melek Tavus aynisini yapti ve böylelikle ağaca konabildi.. Sonra, Yezidilerin tarikat şeyhlerinin onların vekilliğini yapacağı 7 ilahi meleği yarattı.
Allah Pazar günü yedi meleğin en büyüğü olan Azrail’i yarattı ki bu, Melek Tavus’tur. Pazartesi günü Melek Derdail’i yarattı ki bu, Şeyh Hasan’dır. Salı günü melek İsrafil’i yarattı ki bu, Şeyh Şems’tir. Çarşamba günü Melek Mikail’i yarattı ki bu, Şeyh Ebu Bekir’dir. Perşembe günü Melek Cebrail’i yaratti ki bu Seccadeddin’dir. Cuma günü melek Şemnail’i yaratti ki bu, Nasiruddin’dir. Cumartesi günü Melek Nurail’i yaratti ki bu da Fahreddin’dir.
Sonra yedi kat göğü, yeri, güneşi ve ayı yarattı. Daha sonra, son yaratılan Melek Fahreddin insan ve hayvanları yarattı ve onları hırkasının yakasına koydu.
Allah o zaman meleklerle birlikte inciden çıktı ve inciye öyle bir bağırdı ki, inci derhal dört parçaya ayrıldı. İnciden akan sularla deniz meydana geldi. Dünya da deliksiz deşiksiz yusyuvarlak oldu ve Allah Cebrail (Seccadeddin)’i bir kuş şeklinde yarattı ve salıverdi. O da incinin parçalarından güneşi, ayı ve yıldızları, dağları, bitkileri, meyve ağaçlarını ve arşı yarattı. Allah’ın kendisi de bir gemi yaratarak içinde 30.000 yıl seyahat etti. Sonra gelip Laleş’te oturdu.
Mıshaf a-Reş’te şu bilgiler de yer almaktadır: Tanrı Karadağ’a indi, haykırdı ve 30.000 melek yarattı ve onları göğe çıkardı. Meleklerin kendisine 40.000 yıl ibadet etmesinden sonra tanrı, Cebrail’e dünyanın dört köşesinden toprak, hava, ateş ve su getirmesini emretti. Bunların cümlesinden Adem’i yarattı ve Cebrail’e Adem’i cennete yerleştirmesini söyledi ve Allah, Adem’e buğdaydan başka bütün meyvaları yemesini emretti. 100 sene sonra Melek Tavus, Adem’in neslinin çoğalamayacağını Tanrıya söyleyince, Tanrı ona tam bir hareket serbestliği verdi. Melek Tavus Adem’i yasaklanmış buğdayı yemeğe ikna etti; bunun neticesinde henüz karnında bir açıklık bulunmayan Adem cennetten kovuldu ve Allah bir kuı gagası ile karnını yardırıncaya kadar müthiş ızdıraplar çekti. Yeniden geçen bir yüz sene daha sonra Tanrı Cebrail vasıtasıyla Adem’in sol koltuk boşluğunun aşağı parçasından Havva’yı yarattı. Bunlardan yer yüzünde bir millet oluıtu. Bu millet Melek Tavus’a hürmet edecektir ve Yezidi diye anılacaktır.

Yezidi inancını aksettiren Mıshaf a- Reş’e göre de hiçbir şey yokken yüce bir varlık olan “Tanrı” vardı. Tanrı,
1) Göğü (ve buna bağlı olarak; güneşi, ayı, yıldızları…)
2) Yeri (ve buna bağlı olarak; dağları, ovaları, suyu, bitkileri, ağaçları…)
3) İnsanlığı (Adem ve Havva’yı ve bunlardan zuhur eden Yezidi soyunu ve 7 kutsal “şeyh”i ki, bu şeyhler “melek” kabul edilerek yüceltilmişlerdir)
4) Yezidi soyu için “Şeyh Adiy”i yaratti ve onu Laleş’e gönderdi.

4. DÎNÎ İNANÇ VE İBADETLERİ

Yezidilerin dini bakımdan yerine getirmeleri zorunlu olan bazı görevleri vardır. Bunun baışnda namaz, oruç, hac ve zekat gelmektedir.
NAMAZ: Yezidiler, sabah güneş doğarken ve akşam güneşin batişi sirasinda, güneşe yönelerek üç defa rükuya varip toprağa kapanmak suretiyle namaz kılmış olurlar. Namazdan önce el ve yüzlerini yikarlar. Namazda Kürtçe, bir dua okurlar. Yezidi duası dört tanedir: Sabah duası, Eğver duası (bu dua da sabahları okunur), Güneş batışı duası, Akşam veya şehadet duası.
Yezidilerin güneşe taparlar ve ona saygi gösterirler.
Yezidiler namaz kılarken bunu başka dine mensup kimselerin görmesini kesinlikle istemezler. Şayet yanlarında başka dine mensup biri varsa, o zaman, avucunun içini güneş ışığına tutarak, ellerini gizlice ağızlarına götürüp öperler ve böylece namazlarını kılmış sayılırlar.
ORUÇ: Yezidilerin iki çeşit orucu vardir. Birincisi genel oruçtur. Bunu her Yezidi tutmak zorundadir. Bu oruç, her yıl Aralık ayında üç gün olarak tutulur. Yezidi inancina göre Allah üç gün oruç tutulmasini buyurmuştur. Kürtçe yaziyla se, yani üç.
Özel oruç seksen gün tutulur kışın ve yazın ikiye bölünür. Bu orucu din adamları ve yaşlı kesim tutarlar. Orucun 40 günü Haziran´nin 24. başlar ve ikinci 40 günü de 24 Aralıkta, başlar. Sonra Şeyh Adiy’in Laleş’teki türbesini ziyarete gidilir ve orada da üç gün oruç tutulur. Oruç, sabahleyin güneşin sarılığının görülmesiyle başlar, akşam gün batıncaya kadar devam eder. İftarda yemekle birlikte şarap içilir. Gün boyu yemek içmek yasaktır. Şayet bu arada oruçluya bir şey ikram edilirse geri çevrilmez, yenir veya içilir.
ZEKAT: Yezidilerin en alt tabakasını meydana getiren müritler, yekatlarını kendi kabile şeyhlerine verirler ve bunların dışında Fakirler de halkın arasında dolaşır ve Fakirlere her yönden yardımlar verilir. Ama yekat ise sadece müritler ile kabile şeyhleri verilir. Ne ve nekadar verilecek müridin kendisi belirler.
HAC: Yezidiler Şeyh Adiy’in Laleş’teki mezarini ziyaret ederler, böylece hac görevlerini yerine getirmiş olurlar. Yezidiler her yil Eylül ayinin son haftasında buradaki Şeyh Adiy’in türbesini büyük bir coşku ile ziyaret etmekte, kurbanlar kesmekte, davul, def, kaval vs. gibi çeşitli çalgılar eşliğinde dini törenler icra ederek ilahiler söylemektedirler. Mevlevilerin yaptikları semalar gibi bunlar da etraflarında dönerek (sema çekerler). Bu törenleri “kavval” ve “koçek” denilen din adamları yönetmektedir. Bunların eski. Bu esnada Koçek, uzun saçlarını salıverip etrafında dönmeye başlar ve diğerlerini de vecde getirir

5. SOSYAL SINIFLAR
Yezidiler kastlara ayrılmış bir topluluktur. Antik çağın Gnostik topluluklarında görülen bu hiyerarşiyi Yezidiler bugüne kadar sürdürmüşlerdir.
MİRLER: En üst yönetici tabakayıı oluştururlar. Soylarını Şeyh Adiye, kadar götürürler. Bugünkü inanışa göre, Şeyh Adi dünyadaki görevini tamamladıktan sonra yerine Mala Mira kabilesinden Berekat’ı bırakmıştır. O tarihten itibaren Mirler bu aileden seçilir. Mirler, din ve her türlü dünya işlerinde buyruk sahibidirler. Diğer sınıflardan kız alıp vermezler.
ŞEYHLER: Bunların ihtiyar veya Baba Şeyh adı verilen üst tabakada bulunanları, Şeyh Fahreddin soyundan gelmelidirler. Mir bulunmadığı zaman ona vekalet ederler. Yezidilerin en yüksek fevta makamını temsil etmektedirler. Saç ve sakallarını asla kesmezler, beyaz bir elbise giyinirler. Diğer şeyhler ise üç kabileden gelmektedir: Adaniler, Şemsaniler, Kataniler. Bunların en önemli görevleri halkı irşat etmektir. Beyaz elbise ve cübbe giyerler.
FAKİRLER: Sürekli olarak Yezidiler arasında dolaşır ve onlara vaaz verir, telkin ve nasihatta bulunur, aralarındaki anlaşmazlıkları gidermeye çalışan bir sınıftır. Bunlar bu ağır ve yorucu işlerinden ötürü cennetle müjdelenmişlerdir. Sırtlarına giydikleri siyah kıldan örülmüş hırkalarını, ölünceye kadar sırtlarından çıkarmazlar. Boyunlarına “tok” dedikleri bir tasma takarlar. Başlarında aynı zamanda kırmızımsi da bulunan siyah bir sarık vardır. Sadaka ile geçimlerini saglarar. Siyah bir sarik sararlar. Bellerinde kirmizi, sari veya portokal rengi bir kuşak vardır. Cenaze törenlerini bunlar yönetir, zekat toplayarak gerekli yerlere dagıtırlar.
PİRLER: Daha çok soylu bir kökenden gelen ruhanilerder. Yalnız kendi aşiretlerinden evlenebilirler. Hacca gidenlerin yiyecek, içecek ve diğer ihtiyaçlarını gidermek bunların görevidir. Kıdem bakımından şeyhlerden sonra gelirler. Cenazenin yıkanması sırasında şeyhin eline su dökerler. Pirler ve Şeyhler gerçek din adamları olarak halka doğru yolu göstermede bayram, oruç, sünnet, vaftiz gibi işlerde öncü olurlar. Kutsal toprak uygulamasıyla hastaları tedavi ederler. Pirlerin elbiseleri siyahtır. Başlarında siyah veya kırmızı renkli sarık bulunur.
KAVVALLAR: Şeyh Adi’nin türbesi etrafinda otururlar. Beyaz, bazen de alacali bir elbise giyerler. Başlarında siyah bir sarık vardır. Yilda bir defa Yezidi köylerini dolaşmak ve hacca gelmeyenlerle konuşmak için Laleş’ten ayrilirlar. Kavvallar ayrica Şeyh Adiy türbesinden getirdikleri toprak ve zemzem suyu ile hastalari tedavi ederler, bu toprak ve suyu satarak bir nevi ticaret yaparlar. Birde yılda bir Tawus’un şekli olan Yezidilerin Dini sancağı yezidilerin arasında dolaştırırlar.
KOÇEKLER: Bunların görevi Şey Adiy’nin türbesinde bekçilik edenleri kontrol ve yönetmektir. Sayıları 30 ile 300 arasında değişir. Bayramlarda uzun çözük saçları ile korkunç ve ilginç bir cezbe ile oynarlar. Koçekler de başka sınıflardan kız alamazlar. Sadece Müritlerle evlenebiliyorlar çünkü onlarda mürittirler.
MÜRİDLER: Yezidilerin en alt tabakısını oluşturan müritler, köylerde yaşarlar ve genellikle çiftçilikler uşraşırlar. Kendi kabilesinden olanlarla evlenebilirler. Temel görevleri “efendimiz” dedikleri üst sınıflara mensup olanlara hizmet etmek, vergi ödemektir.
Yezidilikteki bu sınıflar son derece katıdır ve bir sınıftan diğerine geçiş, kesinlikle mümkün değildir.

6. GELENEK VE GÖRENEKLERİ
Yezidiler Mıshaf a- Reş’te yasaklanan hususlardan başka, şeytan ismini telaffuzdan sakınırlar. Şayet ondan söz etmek zorundakalırlarsa, ya Tavus Melek ya da dolaşık bir ifade ile “o bildiğin, cahillerle mecnunların telin ettiği o” şeklinde konuşurlar. Yezidiler şarap içerler.
Yezidilerin Yezidi olmayan bir kadının yüzüne bakması haramdır. Yezidi bir kadın, Yezidi olmayanlarla, evlenemezler. En büyük yeminleri Melek Tavus, Êzid ve Şeyh Adi adı üzerine yapılan yeminlerdir.
Her Yezidinin bir ustası, bir şeyhi, bir piri, bir mürebbisi ve ahiret kardeşi bulunur. Her Yezidi kendi denkleri arasından biri erkek, diğeri kadın olmak üzere iki ahiret kardeşi edinmek zorundadır. Bu ahiret kardeşleri ömür boyunca birbirlerine yardım ederler, armağanlarlar verirler. Bunlardan biri ölümlük bir hastalığa tutulduğu zaman diğeri ona Yezidi imanını telkin etmekle yükümlüdür. Öldüğünde öbür dünyada rahat edebilmesi için niyazda bulunmak onun görevidir.
Bir kız kocasını kendi seçme hakkını haizdir. Rızası alınmadan evlendirilmez. Kocasını seçen kız, babasına haber vermelidir.
Evlenmede esas yaygın olan geleneğe göre tek kadınla evliliktir. Birden çok kadınla her yezidi evlenebilir. Evlenmede başlık verme geleneği yürürlüktedir. Evlenme, Şeyh veya Pir tarafından bir ekmeğin ikiye bölünüp yarısının geline yarısının da güveye verilmesi ile yerine getirilmiş olur.
Düğünlerde gelin Kırmızıbeyaz elbise giyer. Güvey, gelin eve girerken itaatin bir işareti olarak ona bir Elma vurur. Yezidi olmayan biriyle evlenen kız veya erkek aforoz edilir. Tarafların birbirlerini boşama hakları vardır. Karısını boşamak isteyen erkek, karısına üç defa “sen benim şeyhim ve pirimsin” demekle onu boşamiş olur. Kadin da ayni şekilde kocasini boşama hakkina sahiptir.
Yezidilerde boşanma yok denecek kadar azdir. Baldizla evlenme yoktur.
Doğan çocuklarını mümkün ise bir hafta içinde değilsi iki yaşına kadar mutlaka vaftiz ederler. Vaftiz, şeyhin doğan çocuğu Şeyh Adi’nin türbesi civarında bulunan zemzem suyuna üç defa sokup çıkarmasıyla yapılmış olur. Laleş dışında yaşayan Yezidiler Kavvalların getirdikleri zemzem suyunu kullanırlar. Vaftizten sonra Şeyh, Melek Tavus’tan çocuğun imanı salih, uğurlu, yararlı, uzun ömürlü, mutlu bir çocuk olması için niyazda bulunur, dua eder. Sünnet de vaftizten kısa bir süre sonra yapılmalıdır. Çocuk ölü dahi doğsa sünnet ederler. Kirvelik geleneği Yezidilerde de vardır. Kirve kızı alınmadığı için kendi sınıfları dışından başka bir deyişle şeyh, fakir, pir sınıfına mensup bir kirve temin edemedikleri takdirde, sünnilerden bir kirve seçerler. Kendi aralarından birine kirve yapmayı, nüfusları az olduğundan birbirlerinden kız alıp vermeyi engellememek için sakıncalı bulurlar.
Ölü, yüksek sesle salavat getirilerek, ahiret kardeşinin huzurunda Yezidi şeyhi veya fakir tarafindan yikanir; ölüye abdest aldirma onlarda yoktur. Ceset kollari çapraz vaziyette ve baş kismi doguya, yani güneşin doğduğu tarafa gelecek şekilde gömülür.
Ölenin mirası yalnız erkek çocuklarına kalır. Eğer erkek çocuk yoksa, miras ölenin kardeşlerine, amcalarına, bunlar da yoksa ailedeki diğer erkeklere intikal eder.
Kutsal günleri Çarşamba, istirahat günleri cumartesidir.
En büyük bayramları yeni yıl bayramıdır. Buna sersal derler. Her yılın Nisan ayının ilk Çarşamba günü, en güzel elbiselerini giyip kıra çıkarlar. Her aile kendi yiyecek ve içeceğini getirir veya orada pişirir. Bu yiyecek ve içecekler orta yere dizilir. Hep birlikte öğle yemeğini yerler. Kurban bayramını da kutlarlar ve bu bayramda kurban keserler.
Yezidilerin diğer bayramları şunlardır:
Îda Şêşims (Güneş bayramı): Aralık ayının birinci günü kutlanır. Bu bayram sebebiyle üç gün oruç tutarlar.
Îda Êzî (Ezi bayramı): Îda Şêşims orucunun sonunda kutlanır.
Îda Xidir-İlyas (Hızır-İlyas bayramı): Bu bayramları 18 Şubattadır. 15-17 Şubatta üç gün oruç tutarlar, sonunda bu bayramı kutlarlar.
 

7. YAYILMA ALANLARI VE NÜFUSLARI
Yezidiler, Kuzey Irak’ta Musul bölgesinde ve Sincar dağları eteklerinde; İran’da Tiflis ve Erivan’da; Halep dolaylarında; Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde bulunan Siirt’in Beşiri, Kurtalan, Batman; Mardin’in Midyat, Savur, Nusaybin; Urfa’nın Viranşehir, Ceylanpınar, Suruç; Diyarbakır’ın Çınar, Bismil ilçelerine bağlı köylerde dağınık bir halde ve az miktarda da Gaziantep, Kilis yörelerinde yaşarlar.
Son yıllarda , Almanya, Fransa ve diğer bazı Avrupa ülkelerine çalışmak ve baskı nedenlerden dolayı göç edenlerde vardır.
Nüfusları çeşitli yerlerde değişik bir şekilde verilmiştir. İslam Ansiklopedisinin Yezidiler maddesinde ise şu bilgiler vardır:
Sayıları asrımızın başında takribi olarak 60.000-70.000’dir. Halbuki bir asır önce bu sayı, 120.000-150.000 kiıi idi. Osmanlıların son zamanlarında yapılan nüfus sayımı (1912)’na göre, altı vilayetteki Yezidilerin sayısı 37.000; 1923’te ise, 264.000 müslümana karşı 18.000 Yezidi gösterilmiıtir. 1922-1924 Irak sayımına göre, Yezidiler (1923’te Irakla birleşen Sincar’ın dışında) 26.257 kişi idi. Nuri, Şeyhan ve Sincar’daki Yezidilerin sayısını 35.000 olarak gösterir. Her halde mübalağa edilmiş bir değerlendirmeye göre de şimdi Irak’a bağlanan Sincar’da 36.000 Yezidi bulunmakta idi. İran’daki Yezidilerin sayısı birkaç yüzü geçmez.
Ru sayımında ise Kafkasya (Tiflis, Erivan)’da Yezidiler 14.522 olarak gösterilir.
1966’da Türkiye’ye gelen ve Yezidilerin o tarihte lideri olan Emir Muaviye Emvaiye, kendisiyle röportaj yapan Erol Erk’e Yezidilerin nüfusu hakkında şunları söylemiştir:
Dünya yüzünde halen 10 milyon 600 bin Yezidi mevcuttur. Yeryüzündeki dağılış şekillerine göre Türkiye’de 50 bin, Suriye’de 50 bin, Irak’ta 1 milyon, Hindistan’da 3 milyon, Himalayalar’da 1 milyon, İran’da 1 milyon Yezidi yaşamaktadır.
Yezidiler üzerinde araştirmalariyla taninan Gazeteci-yazar B. Murat Öztemir’e göre ise günümüzde Siirt, Batman, Mardin ve Şanliurfa’da yogunlaşan ve ülkemizde 60-70 binkişiyi bulan Yezidiler, Irakta 400 bin, Suriye’de 200 bin, Azarbeycan’da 80 bin, Avrupa ülkelerinde ise 125-150 bin kişi olarak toplam 750 bin kişi kadardırlar.

BİBLİYOGRAFYA
Abdülbaki Gölpınarlı, Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatler, İstanbul 1969.
Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi II, s. 122, İstanbul 1971.
Bazil Nikitin, Kürtler, II/98, İstanbul 1978.
B. Murat Öztemir, Yezidiler ve Süryaniler, Ekin yayınları, İstanbul 1988.
Enver Behnan Şapolyo, Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi, Istanbul 1964.
Erol Erk, Yezidiler Arasında, Hürriyet Gazetesi, 14 Mart 1966.
Erol Sever, Yezidilik ve Yezidilerin Kökeni, s. 62, Berfin Yayınları, İstanbul 1993.
Ethem Ruhi Fığlalı, “Yezidilik”, Türk Ansiklopedisi, XIII/96.
Hayri Başbug, Yezidilik Inanci, Türk Dünyasi Araştirmalari Vakfi, Istanbul 1987.
İhsan Süreyya Sırma, “Yezidiler”, İA, XIII/417, 1967.
Mehlika Aktok Kaşgarli, Dogu ve Güneydogu Anadolu’nun Tarihi Inanç Yapisi, Türk Dünyasi Araştirmalari, Ankara 1986.
Mehmet Aydın, “Şeytana Tapma, Yezidilerin İnanç Esasları”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, XXIII/359-366, Ankara 1978.
M. Şerafeddin Yaltkaya, “Yezidiler”, Darülfünun Ilahiyat Mecmuasi, s. 1-35, Istanbul 1926.
Menzel, “Kitabu’l-Cilve”, İ.A, VI/826.
Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, İstanbul 1973.
Neşet Çagatay-Ibrahim Agah Çubukçu, Islam Mezhepleri Tarihi, 2. Baski, Ankara 1985.
Orhan Hançerlioğlu, “Yezidilik”, Felsefe Ansiklopedisi, VII/318.
Ruhi Fığlalı Ethem, Çağımızda İtikadi İslam Mezhepleri, 5. baskı, Selçuk Yayınları, Ankara 1991.
Şevket Beysanoglu, Inançlari, Gelenek ve Görenekleriyle Yezidiler, Ankara 1988.
“Yezidiler”, Meydan Larousse, XII/799, Meydan Yayınevi, İstanbul 1973.

Yazıların bir kısmı Ali Demirel tarafından yazılan Yezidiler isimli makaleden alıntıdır.

Text

Süryaniler, köken olarak Hz. Nuh’un oğlu Sam’a dayanırlar. Semitik ırka mensup bu topluluğun yerleşim alanları genelde Mezopotamya bölgesidir. Bu geniş coğrafya üzerinde Beş bin yıllık gibi uzun geçmişe sahiptirler.

Elli asırlık tarihi süreçte isim değişikliğine uğradıkları söylense de, son yirmi asırdır Süryaniler diye çağırıldıkları kesindir. Kökleri bu kadar tarihi derinliklere inen Süryaniler, kültürlerini ve inançlarını korumuş, her şeye rağmen ayakta kalma başarısını göstermiş, varlıklarını günümüze kadar taşıyabilmişlerdir.

Süryani ataları Aramiler; Hiristiyanlığın, Antakya şehrine girdiği ve Hıristiyan dünyasının üç büyük kürsüsünden ilki olan Antakya Elçisel Kürsüsünün kurulduğu dönemde (M.S. 37-43) bölgede etkin durumdaydılar. Çeşitli putlara tapan Aramiler’in büyük çoğunluğu, İsa Mesih’in öğretisini kabul ederek Hıristiyanlığa geçiş yapmışlardır. Buna paralel olarak Arami olan isimlerini terk ederek Süryani tabirini kullanmaya ve ayni zamanda konuştukları Aramice lisanına da Süryanice demeğe başlamışlardır.

O dönemde, bölgede yeni gelişen Hıristiyanlık inancı ile Süryani ismi özdeşleşmiş, bu iki öğe halk arasında aynı anlam ve manada kullanılır olmuştu. İsa Mesih’in havarileri ile bölge halkı Süryani adını o kadar benimsediler ki Antakya kilisesini bu isimle çağırmaya başlamışlar ve bu ismi Antakya Kilisesinin dini simgesi haline getirmişlerdir. Üçüncü Antakya Patriği Mor İğnatiyos Nurani’nin, M.S. 107 yılında Romalılara yazdığı mektubunda görüldüğü gibi “Antakya Süryani Kilisesi” değimini kullanmıştır.

Arami Kralı V. Abgar, M.S. 34 yılında Hıristiyanlık inancını kabul ettikten sonra, Mezopotamya’nın çeşitli bölgelerine elçiler göndererek, Hıristiyanlık inancının bu coğrafyada yayılmasına öncülük etmiştir. Bölge halklarının Süryanice (Aramice) konuşuyor olmaları bu süreci hızlandırmıştır. Böylece biri diğeri ile özdeşleşmiş, ayni anlam ve manada kullanılan Hıristiyanlık inancı ile Süryanilik, kısa zamanda Mezopotamya bölgesine yayılmıştır.

Günden güne gelişen Süryaniler, yaşadıkları topraklar üzerinde kültür ve sanat alanında eşsiz eserler bırakarak bölgenin sosyal yaşamını derinden etkilemişlerdir. Birçok alim ve bilgin yetiştirerek, bölge medeniyetine yön vermişlerdir.

Süryani bilginleri, dilbilgisi, konuşma (hitabet) ve şiir gibi filoloji bilimlerine yoğunlaşmışlardır. Bunun yanında mantık, felsefe, tabiat bilimleri, matematik, astronomi, jeoloji ve tıpla uğraşmışlardır. Bu değerli bilginler, teorisel din biliminin, ahlakın, kilise ve toplum hukukunun da derinliklerine dalmış bu konularda önemli çalışmalar yapmışlardır.

Uzun zamanlar toplum ve din tarihi, coğrafya, kilise müziği ve hikaye anlatma sanatına değinmişler, genel olarak insani eğitimin en bilinen alanlarını kapsamışlar, bilginin meşalesini doğu ve batı dünyasının en uzak bölgelerine taşımışlardır.
Yunan edebiyat eserleri, zenginliğine, mükemmelliğine ve üstünlüğüne rağmen her ne kadar Süryani ve Latin edebiyatı için bir model olduysa da; bir bütün olarak değerlendirildiğinde Süryani edebiyatının mükemmelliği üzerine geçememiştir.

Süryaniler, tarihlerinde Romalılar, Persler, Bizanslılar, Araplar, Moğollar ve Türkler zamanında en doğru tarihsel dökümanlara sahip olan toplumdur. M.S. 4. yüzyıl Yunanca yazan alimlerin eserleriyle çalkalanırken, Edessa (Urfa) okulu bu yazıların en seçkinlerini Süryanice’ye çevirmekte gecikmemiştir. Edessa okulu Yunanca eğitimi vermeye de başlamış, 12. yüzyılın sonuna kadar olan sürede en ünlü okulları arasında yerini almıştır. Diğer bir yandan çeşitli Süryani alimleri, felsefe ve bilim kitaplarını önce Süryanice’ye daha sonra Arapça’ya çevirmek için büyük çabalar harcamışlardır. Bu edebi hareket ve onun etrafında gelişen çalışmalar sayesinde, asılları kaybolmuş olan Yunanca Hıristiyanlık kitapları, Süryanice’ye yapılmış çevirileri sayesinde korunabilmiştir. Süryani yazarlarının ürettikleri eserler, kendi dönemlerinde adeta başvuru kaynağı olmuş ve çeşitli dillere çevrilmişlerdir.

Beş bin yıllık geçmişe sahip bu zengin kültürün mirasçıları Süryaniler, günümüzde yaklaşık olarak beş milyon tahmin edilen nüfuslarıyla Türkiye, Suriye, Irak, Lübnan, Ürdün, İsrail ve Hindistan’da yaşamaktadırlar. Ancak yirminci asrın son çeyreğinde, büyük bir bölümü Türkiye ve Ortadoğu’dan ayrılarak, başta Avrupa ve İskandinavya ülkeleri olmak üzere Amerika’ya, Avustralya’ya göç etmişlerdir.

Kaynak: http://www.suryanikadim.org/tarih/suryaniler.htm

Text

Midyat Tarihi

Midyat’la ilgili ilk yazılı bilgiler M.Ö 13.Yüzyıla kadar uzanır. Asur kralları için ele geçirilerek talan edilecek bir bölgedir. II. Aşurnasipal M.Ö. 879 yılında gururla: ‘Matiate’yi (=Midyat) ve köylerini buyruğum altına soktum. Bol ganimet edinip, onları yüklü haraca ve vergiye bağladım’ der. Midyat bölgesi, tarih boyunca bu türden olaylarla sıkça karşı karşıya kalır. Midyat dünyanın en eski yerleşim bölgesi olan Yukarı Mezopotamya’da yer aldığı için tarih boyunca Sümerler, Asurlular, Urartular, Makedonyalılar, Persler ve Romalılar gibi bir çok uygarlığın egemenliğine sahne olmuştur.
      Midyat’ın İslam egemenliği altına girmesi M.S 640 yılında, Hz. Ömer dönemine rastlar. Daha sonra bölgeye yine müslüman olan Emevi ve Abbasiler egemen olmuştur. Özellikle Abbasilerin yöreye hakim olmasıyla birlikte bölgede çok geniş bir imar hareketi başlamıştır. Midyat köylerinin büyük bir kısmı Abbasilerin en parlak dönemini yaşadığı Sultan Harun Reşit zamanında kurulmuştur.
      Bir Anadolu Türk beyliği olan Artukoğulları beyliği döneminde, Deyrizbin (Acırlı) beyleri, Artukoğulları beyliğinin egemenliğine girmiştir. 1810 yılında ilçe olan Midyat, 1890 yılında belediye teşkilatına kavuşmuştur. Belediye teşkilatı derken sizlere tüm Midyatlıların bildiği daha 1960’lı yıllarda belki de (elimde kesin veriler olmadığı için) Türkiye’nin ilk Bayan Belediye Başkanı tarafından yönetilme eşitliği ve hoşgörü başarısını gösterdiğini vurgulamadan geçmenin, ilçe halkına haksızlık olacağı inancındayım.
      1997 yılı genel nüfus sayımları sonuçlarına göre Midyat merkezin nüfusu 61.378 olarak tesbit edilmiştir. Estel ve Eski Midyat olarak bilinen ve birbirlerine 3 km. uzaklıktaki iki ayrı yerleşim yeri ve dokuz mahalleden oluşan Midyat’ın arazisi çıplak ve sert görünüşlü, kumlu, killi kalkerli kapalı derin vadi ve tepeler şeklindedir. Karasal iklimin hakim olduğu Midyat’ta yağışlar genellikle ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde görülür. Bitki örtüsü step şeklinde meşeliklerdir.
      Geçmişten günümüze Midyat insanı geçim kaynağını çiftçilik, hayvan yetiştiriciliği ve el sanatları oluşturmuştur. Midyat’ın geleneksel el sanatları taş işlemeciliği, gümüş işlemeciliği (Telkari), bakırcılık, kilim dokuma, kumaş boyama, çömlekçilik, kuyumculuk günümüzde önemini koruyor. Son yıllarda talebinde büyük artış gözlenen gümüş işlemeciliği yurt dışında da kendine pazar bulabiliyor. Eski Midyat’ta yan yana dizilmiş 25 kadar küçük atölyede, gümüş geleneksel işleme ve tamamıyla el emeğiyle işlenerek, yüzük, gerdanlık, vazo, kemer, anahtarlık, çay kaşığı ve bardak altı gibi aksesuarlara dönüştürülerek ülkemizde ve yurtdışına satışa sunulmaktadır. Midyat’ın aslında çok eski geçmişe sahip olup günümüzde tekrar rağbet gören diğer bir sanatı olan taş işlemeciliği, Kaymakamlık tarafından açılan atölyede hizmet vermektedir.